26 Kasım 2014 Çarşamba

3. Yaş doğum günü


Ravi sağ olsun her sene doğum günü konseptini kendi belirliyorJ
Her sene belli bir kısım oyuncaklara merakı oluyor.İlk sene arabalara takmıştı, 2.sene kepçe, kamyon, vinç, ekskavatör, bu sene de deniz canlılarına takmış durumda. Odasında kutularca çeşit çeşit deniz canlısı karakteri var. Her gün üşenmeden sıkılmadan onlarla kendine okyanus kuruyor, canlandırıyor, konuşturuyorJ

Bu sene kapsamlı bir doğum günü yapsak mı yapmasak mı derken, Ravi’nin ısrarı ile yapmaya karar verdik. Konsept belli okyanusJ Konsept derken ben kendi adıma süslemelerle pek uğraşmak, onlara para harcamak istemedim. Sonuçta benim için en önemli unsur çocukların eğlenmesi. Süslemeler yerine onların keyif alacağı şeylerle uğraşmak istedim. Sadece konseptimize uygun olarak pastamızı belirledikJ
Pastayı Ravi seçti; Google’daki okyanus görseli aramalarından onun beğendiği pastayı yaptırdık. Zaten bildiğimiz, sevdiğimiz ve güvendiğimiz bir pastacı olan Kutas Pasta’nın bir pastasını seçmişti, işimiz kolaylaştıJ Birkaç ekstra isteği oldu sadece doğum günü çocuğunun  J


Misafirlerimiz geldiklerinde önce anne&babalar çocuklarının karınlarını doyurdular. Sonrasında çocuklar ebeveynlerinin yardımlarıyla kendi sabunlarını yaptılar.İstedikleri renkleri ve kalıpları seçip sürahilerde hazır bulunan sıvı haldeki sabunları kalıplara döküp kurumalarını beklediler.
Sonrasında çocuklar onlar için gelen animatör İlkay abileri ile oyunlar oynadılar, şarkılar söylediler ve çok eğlendiler. İlkay abileri çocuklarla eğlenirken, anne babalar da yemek yiyip sohbet edebildilerJ Çocuk doğum günlerinin en zor tarafı budur, anne&babalar çocuklarla uğraşmaktan iki çift laf edemez, iki lokma bir şey yiyemezJ Ama çareyi bulduk İlkay!! ;)
Leziz pastamızı şarkılar ve alkışlar eşliğinde kesip afiyetle yedik. Çocuklar bir süre daha birlikte oynadıktan sonra pertleri çıktı, hatta bir kaçı olduğu yerde uykuya daldıJ













Nice mutlu yıllara oğlum;)


Gelelim çocukların eğlenebileceği doğum günü nasıl organize edilir sorusuna...

Ravi artık 3 yaşına bastığından ben bu sene hazırlıkları yaparken hep çocuklar nasıl daha çok keyif alabilir ve dolayısıyla anne-babalar nasıl biraz daha rahat edebilirler düşüncesiyle hareket ettim. Öncelikle konsept belirlenmeli. Doğum günü çocuğunun tercihi doğrultusunda konsepte uygun pasta siparişi verilir; çocuğunuzla birlikte bizim de yaptığımız gibi görsellerden araştırabilir ya da hayalindeki pastayı anlatmasını söyleyebilir, hatta birlikte bir resim bile yapabilirsiniz. Biz görselleri araştırdıktan sonra ufak bir maketini yapmıştık oyun hamurları ile. Hem eğlenceli bir aktivite olmuştu hem de pastamızı önden görüp şekillendirme ve değişiklik yapma imkanımız olmuştu.

Yiyecek hazırlıklarına gelirsek: Çocuklar için minik parmakları ile yiyebilecekleri -finger foods- tarzı yiyecekler hazırlanabilir: bizim listemizde minik peynirli, sebzeli, kıymalı poğaçalar (tek lokmalık), yine tek lokmalık minik köfteler, sebzeli toplar ve Ravi'nin kendi elleriyle yaptığı minik balık kurabiyeler vardı miniklerimiz için. Doğum günü için yapacağınız yiyecekleri miniğiniz ile yapmanız hem onu çok eğlendirir, hem özgüveninin gelişimine yardımcı olur hem de size yardımcı olur;) Pasta olduğunda ekstra tatlı olmamalı bence, çocuklar tatlıya öncelik verdiğinden diğer yemeklerden yemek istemiyorlar. Bu yüzden tatlı olarak sadece pastanın etrafında onların daha rahat ve keyifle yiyebileceklerini düşündüğüm cupcakeler hazırlattırdım pastacımıza.
Geçen seneki doğum gününde bir çok oyuncak olmasına rağmen iyi vakit geçirebildiklerini söyleyemeyeceğim çocukların. Oyuncaklar tek olduğundan bir çok gerginlik yaşamıştık. Bu sene bütün oyuncakları (gelen hediyeler dahil) ortadan kaldırdık ve çocukların iletişim kurabilecekleri, birlikte oynayabilecekleri alanlar yaratık. Mesela; mutfak bölümü vardı, bir kısmı orada yemek pişirdi, Tamirhane bölümünde de genelde erkekler tamirat yaptılar:)
Ayrıca bir atolye de eklenebilir; bu sene biz sabun atolyesi yaptık. Birçok atölye aktivitesi mevcut, isterseniz siz kendiniz, isterseniz dışarıdan biri eşliğinde yapılabilir atolyeler.
Bence 3 yaş ve üzeri çocukların çoğunlukta olduğu doğum günleri için en olmazsa olmaz kesinlikle bir animatör. Ama animatör seçimi çok önemli; biz daha önce bir arkadaşımızın doğum gününde tanıştığımız ve çok keyifli vakit geçirdiğimiz İlker bey'i davet ettik bu sene. Açıkçası çocuk doğum günlerinde animatör diyince benim aklıma hemen burnuna kırmızı bir top takmış, kocaman botları olan komik kıyafetler giymiş lise ya da üniversite öğrencisi geliyor. Geliyordu. Şimdiye dek... İlker'le tanıştıktan sonra bu işlerin artık böyle olmadığını anladım. Kafasındaki kaptan şapkası olmasa dış görünüş olarak evdeki misafirlerden hiç bir farkı yoktu diyebilirim. Bu yüzden çocukları eğlendirmek için yanında getirdiği eşyaları çıkarana dek çocuklar da kendisine pek ilgi göstermediler. Ne zaman ki mikrofonunu eline alıp bütün küçükleri sahne diye tabir ettiği salonun onlara ayrılan yerine çağırdı işte o andan itibaren çocuklar ondan gözlerini alamadılar. Sürekli bundan sonra ne var dercesine ağzının içine baktılar. 2 saat boyunca (fiziksel ihtiyaçları hariç) hiç bir çocuk annesini, babasını aramadı ya da oyun alanından ayrılmadı ve sıkılmadı. Çocuklar İlker abilerinin etrafında çember olup pür dikkat onun oyunlarına katılırken anne babalar da uzaktan minikleri izlediler. Çocuklar şarkı söylerken, İlker'in sorularına komik komik cevaplar verirken, oyun sonundaki minik hediyeleri kazanmak için çabalarken anne-babalar onları izlemekten hem çok keyif aldı hem de kendi aralarında sohbet etti. Buradan çıkardığımız sonuç; bundan sonraki doğum günlerinde animatör şart! ;)

Günün sonunda:
Ravi: Bu İlker bir harika dostum! :)))
Anne: Kesinlikle aynı fikirdeyim Ravi'cim;)



25 Kasım 2014 Salı

Haftasonu Bükreş Kaçamağı



Bir haftasonu kaçamağı yapmak isteyen anneler nereye gider?
Valla bize ayrı şehir bile yetmezdi… İçinde bulunduğumuz ruh durumundan kurtulup, kendimize gelebilmek için kesinlikle ülke sınırları dışına çıkmamız gerekiyordu. 
Bir yaz günü evde çocukla baş edemeyen bir grup anne telefona sarılıp aynı anda gruba dert yanmaya başlamasıyla, Bükreş biletlerinin alınması arasındaki süre 1 saatse; siz düşünün ne kadar çileden çıkmışlar…
Annelerden birinin eşinin tayini Bükreş’e çıktığından ve kendisi bizi davet ettiğinden, diğer lokasyonları elimizin tersiyle itip 15 dk içersinde tarihe karar verip aldık biletleri. Yalnız tek sorun Temmuz sonundan Ekim'e kadar nasıl bekleyeceğimizdi. Azmettik, sabrettik bekledik ve sonunda beklediğimize değdi ;)
Sonunda beklenen gün geldi… #birazdakocalarbaksin hashtag’i ile topladık bavulları çıktık yola..
Havaalanında check-in işlemlerini tamamlayıp, attık kendimizi Lounge’a :)
Ve terapi başlasın :)



1 saat süren eğlenceli ve bol kahkahalı bir uçuştan sonra, ev sahibemiz bizi elinde gelin taçları ve yanında VIP servis şoförü ile karşıladı. (Madelineeeee hakkın ödenmez;) ) Arkadaşımız o kadar düşünceli ki, taksilerde sürünmeyelim diye bizim için transporter ayarlamış. (Seviyoruz seni)
Atladık arabamıza yine full kahkaha dolu yolun sonunda ulaştık haftasonunu geçireceğimiz evimize. Ev mi dedim! Burası bir cennet! Nehir kenarında, önünde ufak çaplı bir şelalesi ve gölü olan, kuş sesleri ile suyun sesinin birbirine karıştığı huzurun tavan yaptığı bir ortam… O anda hepimizin tek düşündüğü, "Bütün haftayı burada geçirelim lütfen!" oldu.
Ev süper, dekorasyon harika, teras cennet…







Arkadaşımızın çok organizasyonumuz olduğunu hepsine yetişmemiz gerektiğini söylemesiyle bize enerji depolayıp, hızlı bir şekilde yine kendimizi transportera atmamız bir oldu.
Herastrau Parkı’nın yanındaki gökdelenin en üst katındaki "18" isimli şık ve ünlü bir restoranda yer ayırtmış arkadaşımız…Manzara, mekan yemekler harikaydı. Fakat tatlı kısmı gerçekten fiyaskoydu (yada biz çok doymuştuk sanırım :) ) Fiyatlar Türkiye’ye göre bile o kadar ucuz ki; 3 şişe şarap başlangıçlar, ana yemekler, tatlı ve kahve kişi başı ortalama 25 euro, toplam 700 ron (150 euro civarı) tuttu!
Aramızdan biri (her nekadar ben tasvip etmesem de) kanguru eti yedi. Kesinlikle tavsiye de etmedi. Bir kısmımız ördek ve kalanımız deniz mahsullerinden tattık. Kanguru dışında hepsi çok lezizdi..Çalışanların ilgisi, menü konusundaki yardımları ve güler yüzü ise şahaneydi. Kesinlikle yolunuz Bükreş’e düşerse bir akşam burada yemek yiyin derim ;)










Sonraki durak BOA, atmosferin tavan yaptığı, bol dansçılı, ferah ve yine süper ucuz bir mekan…Burada da locamızda  biraz dağıtıp, votkanın dibine vurup 500 ron – yaklaşık kişibaşı 20 euro- verip, istemeyerek de olsa yine transporterımızla evin yolunu tuttuk. Yalnız evde ve yolda kulüpte eğlendiğimizden çok daha fazla eğlendiğimizi itiraf etmek zorundayım :) ( bu kısmın ayrıntıları bizimle;) )

İkinci gün sabah, terasta bol sohbetli uzun ama sade bir kahvaltı sonrası yine düştük yollara. İstikamet;  Çavuşesku Sarayı…
Buraya gitmeden önce randevu almanız gerekiyor. Sağ olsun arkadaşımız yine bütün ayarlamaları yapmış bize sadece bilet almak kalmıştı. Bir süre bekledikten sonra bizi gezdirecek rehberimiz geldi ve inanılmaz büyük olan sarayın sadece %5'lik kısmını 1 saatte dolaştık. Muhteşem bir ihtişam… Komünizm devrinde nasıl bu denli egoist bir lider olur anlamak güç…
İçeride fotoğraf çekebilmek için ayrıca bir ücret ödemek gerekiyor. Biz daha sonra öğrendiğimiz için fotoğraf çekmedik. (Ayrıca bir benzeri çok yakın bir dönemde bizim ülkemizde de yapıldı!)
Merak edenler Nikolay Çavuşesku hakkında bilgiye buradan ulaşabilir.

Gezimiz bittikten sonra, old town da alışveriş ve keşif turuna çıktık. Önce bir kahve molası verip lezzetli tatlılarımız eşliğinde biraz yorgunluk atıp, keyif yaptık. Ardından biraz alışveriş ve şehir turu…

Akşam için Bükreş’in geleneksel yemeklerinin servis edildiği "Caru’cu Bere" adlı restoranda yerimiz ayrılmıştı. Burası çok ünlü bir restoran; turist ve yerli akınına uğruyor. Rezervasyonsuz içeri girmeniz mümkün değil, ki bizim rezervasyonumuz olduğu halde tam 1 saat bekledik. Beklemek derken yanlış anlaşılmasın barda ya da başka bir masada falan değil tamamen ayakta bekledik! Allahtan beklerken dansçıların geleneksel danslarını izledik de zamanın nasıl geçtiğini anlamadık. 

1 saatlik beklentinin sonucu ise pek parlak olmadı.  Geleneksel yemeklerden memnun kaldığımızı söyleyemeyeceğim!

O gece herkes çok yorgun olduğu için bir akşam kahvesi sonrasında Old town'dan ayrılıp evimizin yolunu tuttuk. Herkesin gezmekten perti çıktığından doğruca yatağı boyladık. Yatakta biraz dedikodunun ardından sızmaca Zzzzzzz…
Ertesi gün dinlenme ve ayrılış zamanı… Rahat, uzun ve keyifli bir kahvaltı sonrasında Romanya’nın ünlü kafelerinden Chocolat’da kahve ve tatlı keyfi ile kendimizi ödüllendirip yorgunluk attık.



Malum eve döndüğümüzde çocukların yoğun ilgisi ile karşılaşacağımızdan avans bir dinlenmeye ihtiyacımız vardı. O yüzden kendimizi son gün yormadık, tadını çıkardık bu huzurlu şehrin…

Saat 15:00 de eve dönüp, bavullarımızı sırtlanıp, şehre veda edip hava alanına doğru yola çıktık. Kısa ve bol kahkahalı  bir uçak yolculuğundan sonra hava alanında miniklerin bizi karşılaması ile kısa seyahatimiz son buldu :) Herkes evine artık ;)