20 Temmuz 2015 Pazartesi

Bayram tatili

Son birkaç senedir dini bayramların yaz tatiline denk gelmesi sebebiyle çevremdeki birçok kişi bayramlarda Ege ve Akdeniz’e kaçıyor. Geçen sene Ramazan bayramında İstanbul çıkışında yaşanan trafik çilesini bildiğimizden biz bu sene ilginç bir program yaparak ailecek İstanbul Anadolu yakasında 5 yıldızlı bir otelde tatil yapmaya karar verdik. Saat 14:00 gibi arabamıza bindik, 20 dakika sonra otele vardık. Eşyalarımızı odaya bırakıp havuz başına inmemiz saat 15:00’i buldu. Malum turizm sektörü bu yazı kötü geçiriyor. Gittiğimiz otel de tatsız durumdan etkilenmiş olacak ki havuz başı pek bir sakindi. Biraz atıştırdıktan sonra şezlonglarımıza kurulduk.

Aslında ben de çocuğunu umumi havuzlara sokmaktan hoşlanmayan annelerdenim. En azından yakın tarihe dek öyleydim. Temmuz başından beri Naz yaz okulunda yüzme derslerine katılıyor ve tüm çocuklar gibi suyla oynamayı, yüzmeyi çok seviyor. Hem çocuğumu pamuklara sarıp cam fanuslarda büyütüyormuş gibi hissetmemek hem de ailecek bu yazın ilk tatilini hakkını vererek yapabilmek için güneş batana dek havuzda takıldık. Velhasıl 3 gün boyunca keyifli keyifli havuzda takıldık.
Kısa tatilimizde fark ettim ki bazı ürünler çocukla tatil yaparken hayat kurtarıcı. Naçizane önerilerim:

1) Havuz için kaydırmaz patik
Bu ismi ben buldum :) Geçen sene de tatile gitmeden önce bu patikten almış özellikle havuz kenarında çok rahat etmiştik. Altı suni deriden üstü renkli desenli naylondan ince bir patik. Çocuk yüzerken bile ayağından çıkmıyor, kayar mı, düştü mü kaygıları sonsuza dek sona eriyor. İlgilenenler için link:
Slip stop deniz ayakkabısı


2) Panço havlu
Aslında birçok insan bunu kullanıyor ama kullanmamış olanlar için: Anahtar kelime, P-RA-TİK-LİK. Havuzdan/denizden çıkan veledin üstüne at panço havluyu takılsın.


3) Lavanta yağı
Şimdi efendim bizim bızdık daha minnak iken yine bir yaz tatiline gidecektik ve çocuk doktorumuz Ayça Hanım'a sinek ısırıklarını engelleyen bebekler için üretilmiş ürünleri kullanıp kullanamayacağımızı sorduk. O da bize o ürünler yerine çocuğun ağzıyla ulaşamayacağı yerlere (Omur iliğinin başlangıç noktası, kürek kemiği, bacak ekleminin arkası gibi) birkaç damla lavanta yağı sürmemizi tavsiye etmişti. Meretler gerçekten lavanta yağına yanaşmıyorlar. Ayrıca sinek ısırığı kaşıntılarına da iyi geliyor.

4) My mini baby kolluk
Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Çocuk sektörü sanırım en dinamik sektörlerden biri. Bu ürün güzel buluşlardan biri. Normal kolluklara kıyasla süngerimsi yapısı sayesinde çocuğu bir tık daha su üstünde tutuyor diyebiliriz. İlgilenenler için:
My Mini Baby kolluk

Kaldığımız otel Pendik'te denize sıfır bir oteldi.

Otelin artıları:
- Konumu
- Havuzun temizliği. Her akşam temizliyorlar. Bilmiyorum hepsinde bu kadar temizleniyor mudur?
- Havuz kullanıcısı az. Otelin asıl hedef kitlesi kongre/seminer katılımcıları olduğundan sanırım havuzu kullanan sayısı az.
- Süper hızlı Wi-Fi. Cuma gecesi internetten dizi bile izledim bir an duraklamadı.
- Yemekler leziz. Ne yediysek beğendik.
- Güler yüzlü ve iyi niyetli personel.Odadan resepsiyonu iki defa aradık, ikisinde de hemencecik sorunlarımızı çözdüler.

Eksileri:
- Servis çooook yavaş. Bir ara mutfağa gidip gerçekten mutfakta çalışan var mı diye baksak mı diye düşündük.
- Personel sayısı az.

Sadede gelirsek, arife günü öğlen başlayıp bayramın son günü kahvaltı ardından sona eren tatilden çıkardığımız sonuç: Arkadaş 3 günlük tatil dediğin böyle yapılır. Evinden çıkar en fazla 1 saatte kalacağın yere varırsın, yersin, içersin, şezlongta malaklanırsın, yüzersin, akşam çocuğunu uyutur bilgisayarını açar internette takılırsın. Zira çocukla 15 saat arabayla yolculuk yaptıktan sonra benim gözüm o berrak Ege/Akdeniz’in turkuazını görmüyor :)

3 Temmuz 2015 Cuma

Bez Bırakma Serüvenimiz...

Büyüme yolunda gerekli bir diğer etabı daha başarıyla tamamladık. Bu etabın çok kolay olduğunu söyleyemem. Aslında zorluktan kastım, kendi içimde yaşamış olduğum çelişkilerden kaynaklandı. Bu çelişkiler yüzünden zaman zaman ne yapacağımı, nasıl yönlendireceğimi bilemedim ve yanlış bir şey yapma korkusuyla stres oldum açıkçası.
Kendi adıma yanlış yaptığımı düşündüğüm şeyleri yazarak başlamak istiyorum. Mira daha 1.5 yaşındayken çişini ve kakasını tuvalete yapıyordu. Hatta bir gün boyunca bezsiz takıldı hiçbir kaza olmadan. Genelde bezi çıkardığınız zaman tamamen çıkarın, gece de takmayın gibi bir kanı vardı çevremden edindiğim. Bende bu tezden yola çıkarak gece uykusunun en tatlı yerinde Mira'yı çişe kaldırmak gibi bir hata yaptım. Mira bebekliğinden beri geceleri çok sık uyanan bir bebek değildi ve genelde kesintisiz uyurdu. Bu yüzden çişe kalkma fikri pek hoşuna gitmedi, kıyametleri kopardı ve tabiki tuvalete bile oturmadı uyku sersemi. Ben de kendi kendime ''Demek ki hazır değil daha'' dedim ve gündüz de bez bağlamaya devam ettim. Halbuki ne alakası var çocuğun gece uyandırılmak istememesiyle hazır olup olmamasının. En azından bir gece bekleyip yatağı ıslatıp ıslatmayacağını görebilirdim. Diyelim ki ıslattı o zaman gece uyuduktan sonra altını bağlayabilirdim ya da altına sızdırmaz bezlerden koyup gece arada kontrol edebilirdim. Velhasıl 1.5 yaş trenini kaçırdık. Galiba 2. hatam Minnie sever kızıma Minnie'li Huggies bezleri almam oldu. Ondan sonra aralarında duygusal bir bağ kuruldu sanırım :) Minnie'li bezim de Minnie'li bezim...
Daha sonra araya kış girdi ve yarım gün oyun grubuna gittiği için bez bırakma olayını bir sonraki yaza ertelemeye karar verdik. Tabi bu sırada 2.5 yaşına geldik, tamamen bilinçli ve herşeyi anlayıp konuşabilen bir çocuk olduk. Ondan sonra ikna et bakalım bezi bırakmaya.
Bunun için tatile gidip dönmeyi bekledik. Tatilden geldiğimiz günün ertesi günü bezi çıkarış o çıkarış. Tatile giderken bütün bezleri yanımızda götürdüğümüz için Mira'ya evde bez kalmadığını söyledik. Tamam bez olmadığını anladı da niye Makro'ya gidip almadığımızı anlamadı :) Uçak bileti bile alacak olsa Makro'ya gidip alalım diyor bizimki. Velhasıl ne klozete ne de lazımlığa oturmayı bir türlü kabul etmedi. Bu arada öncesinde tuvaletle ilgili kitaplar almış, fikri empoze etmeye çalışmıştım. Sesli tuvalet kitabını çok sevip sürekli elinde gezdirdiği halde gene de hiçbir şekilde oturmayı kabul etmiyordu. ''Benim çişim yok, gelmedi'' gibi bahanelerle kaçıyordu. Daha sonra suyla oynamayı çok sevdiği için aklıma bir leğene su koyup içine suda oynayabileceği, sevdiği oyuncakları atmak geldi. Leğenin hatrına lazımlığında oturarak dakikalarca oyuncaklarıyla oynadı. Tüm banyo su oldu her seferinde. Hatta bir ara geldiğimde bizimki ufacık leğenin içine girmiş orada oturup oynuyordu. Bu şekilde oynarken lazımlığa çişini yapmışlığı da var ama 1 kez yapıyorsa ondan sonra gene inat edip yapmıyordu. Daha sonra uyanıklaştı çişini yapmadan lazımlıkta oturarak suyla oynamaya başladı. Ben sorduğumda yapıcam şimdi diye geçiştiriyordu. Suyla oynamaktan sıkılınca bana ''seni kandırdım çişim yoktu ki''  demişliği bile var. Sonuçta suyla oynamak tuvaletini yapmasa bile lazımlığa oturmasına yardımcı olmuş oldu.
Lazımlığa oturmak istemediği zamanlar özellikle sabah uyanınca tuvaletinin olduğundan emin olduğum için duşa sokup duş aldırıyordum ve bütün gece çişini tuttuğu için duşta kaçırıyordu. Birkaç sabah bu şekilde devam ettik birkaç gün sonra duşa girerken çişim yok, çiş yapmicam demeye başladı :)
Ondan sonra lazımlığı her kullandığında altına bir Kinder yumurta saklıyorduk. Kinder hastası olduğu için ona çok cazip geldi sabahları zorluk çıkarmadan çişini yapmaya başladı. Bez bırakma serüveninin 7. gününde yaz okuluna başladık. Onun için değişik ve bilmediği bir ortamdı. Sabah okula giderken tuvaletimizi yapıp öyle gidiyorduk. Öğretmenlerine tuvalet eğitimine yeni başladığımızı tam oturtamadığımızı söylediğimde ''Evde annelerine zorluk çıkaran çocuklar burada naz yapmıyorlar hiç, merak etmeyin'' gibi bir şey söylediler. Bende gün boyunca okulla irtibat halinde kaldım durumu takip etmek adına fakat sabah 10'dan akşam 5'e kadar çişini tutmasına şapka çıkardık. Öğretmeni ''ben böyle bir çocuk görmedim'' dedi. Tam bir sarı inat bizimki. Yapmam dediyse yapmaz.
8. gün de aynı şekilde okulda gün boyu tutup kapıya gelince altına kaçırdı dayanamayıp. Çişini tuvalete veya lazımlığa yapmasına rağmen henüz kakasını yapmıyordu. 8. gün kakasını son kez altına yaptı.
9. Gün gene sabah evde çişimizi yapıp gittik, okulda tuttuk ama eve gelince herşey normal. Artık biz sormadan bile kendi gelip çişim geldi demeye başladı.
10. gün de kendi kendine kakasını yaptı ve bizim için bu macera da 10. gününde son bulmuş oldu :) Tabi bunda Almanya'dan getirdiğim dev boyutta Kinder yumurtanın etkisi büyük. Allahtan çok sık gördüğü birşey değil de, önemli bir cazibesi oldu bu yolda :)

26 Ocak 2015 Pazartesi

Uzaklara gidesi gelmek...

Bazen olur ya insana alıp başını gidesi gelir hani. Bu aralar bana da fazlasıyla oluyor bu durum.

Sene 2006... Üniversite bitmiş, babam dilimi ilerletmem için yurtdışında master yapmam, ya da dil okuluna gitmem konusunda ısrarcı. Benim ise hiç niyetim yok. Tüm sevdiklerim yanımda. Okul bitmiş saftirik yanım seviniyor bundan sonra hayat "10 dönüm bostan yan gel Osman" diye. Malum okulda ödevler, vizeler, finaller o biçim ya. Eve gelince  de okulla ilgili sorumluluğun bitmiyor. Böyle söyleyince de sanmayın ki eve gelip harıl harıl ders çalışıp ödevlerini yapan bir insanım. Her şeyim son dakikadır. Ertesi gün sıvanım var diye hiçbir program yapmam eve gelirim, fakat bir türlü de masa başına oturamam gece yarılarına kadar oyalanır, kendime bi sürü iş icat ederim. Sonra bir bakmışım uykum gelmiş... Sonra sabahın bi körüne saati kurup, ders çalışmaya uğraşırım. Üniversiteden bir arkadaşım yıllığıma "boş zamanlarında üniversiteyi bitiren" yazmıştı. Gerçekten de üniversite yıllarını dolu dolu gezerek, eğlenerek geçirdim. Hiçbir sosyal aktiviteden geri kalmadım. Kışın winterfestlerle Uludağ, baharda springfestlerle Antalya...

O yüzden hayat benim için burada sevdiklerimle birlikte çok eğlenceliydi. Benim için hayatın anlamı sevdiklerinle beraber mutlu olmaktı ve ben mutluydum. Hem yurtdışına mastera gitsem, 3 sene peşinden koşup sonunda kendime aşık ettiğim kişi, 4 senedir de herkesin gıpta ederek baktığı mutlu ilişkim ne olacaktı? vs vs... Liste uzar gider. Sonunda 3 aylığına İngiltere'de dil okuluna gitmeye razı oldum. Oluş o oluş... Geri döndükten sonra aklımın bir köşesi hep uzaklarda kaldı. Bu yüzden 2009 yılının başında üniversiteden arkadaşım Ahu ile kendimize 3 aylık bir program bulup soluğu San Diego'da aldık. Bir daha hayatımda öyle bir dönem olur mu bilmiyorum ama herhalde 50 yıl da geçse hala tebessümle hatırlayacağım günlerdi. Öncelikle San Diego'ya aşık olmuştuk. "Herhalde ömrümüzün kalanını burada geçirsek tüm sinirlerimiz alınmış halde 100 yaşına kadar yaşarız" diyorduk. Okulumuz zaten yarım gündü. Okuldan kalan zamanlarda zamanımızın nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Yürüyüşler yapıyorduk, alışverişe gidiyorduk, etrafı geziyorduk, Okyanus kenarında bisiklete biniyorduk, arkadaşlarla yakar top bile oynamışlığımız var. Haftasonları ve tatillerde ise arabayla West Coast'un büyük bölümünü gezmişliğimiz var.

Peki burda niye hayat hep koşturma geçiyor, insanın zamanı hiçbirşeye yetmiyor, boş zamanında da yapacak doğru düzgün bir aktivite bulamıyor? Aktivite bulsanız bile aktivitenin yeri en önemli soru işareti. Aslında yapacak o kadar çok şey var ki. En basiti havanın güzel olduğu, güneşin içimizi ısıttığı bir pazar sabahı çoğumuz açık havada gezilecek yerler arar, aktiviteler planlarız. Günü kaçırmamak adına planlarımıza kahvaltıyla başlarız. Hadi Bebek'te kahvaltıya gitme hatasına düşün bir pazar günü baharda. Gitmesi 1 saat, arabayı park etmek diye birşey zaten yok, valeye veriyorsunuz, ondan sonra bekleyin ki arabanız gelsin. Zaten trafiğin çoğunu valelerin araçları park etme hadisesi oluşturuyor. Tabi olay burda da bitmiyor. Ondan sonra gitmek istediğin mekanın kapısında bir kuyruk ki sorma gitsin. Ne o? Kahvaltı edeceğiz. Bana göre eziyeti, verdiği zevkten büyük olduğu için ekstrem durumlar dışında tercih etmiyorum. Doğduğumdan beri (dediysemde öyle uzun yıllar değil tabi, kısacık ömrümde :P) Anadolu yakasında ikamet ettiğim için Anadolu yakasının Avrupa yakasına göre sessiz ve sakinliğini seviyorum. Kahvaltı edeceksem Bağdat caddesi, Fenerbahçe taraflarını tercih ediyorum. Özellikle sabah erken saatlerde Cadde bomboş oluyor (erken dediysem 7-8 değil tabi, bizim evden çıkmamız anca 10 :) Cadde'nin benim için yeri ayrıdır her zaman. Daha ufacık ortaokul bebesiyken arkadaşlarımızla cumartesileri orada buluşup Kırıntı'da birşeyler atıştırmak insanlık için önemsiz, bizim için tarihi adımlardı. O zamanlar kendimizi ne kadar büyümüş görürdük. Sonra Marmara Cafe vardı. Oraya gidip dondurma yer, kendimizi birşey sanardık. Ne güzel günlerdi. Çocukluk işte... 29 Ekimde fener alaylarımız vardı. Okul olarak cümbür cemaat gittiğimiz. Artık fener alayları daha bir anlam ve önem kazandı. Okulumuz olmasa da arkadaşlarımız, ailelerimiz gene ordayız. 23 Nisanlarda, 19 Mayıslarda yürüyüşler, gösteriler hepsinin tadı ayrı. Güzel geçmiş anılarını barındıran, beni yormayan ve kasmayan yerler hoşuma gidiyor. Giyin eşofmanını en salaş modda çık yürü, kafanı dağıt. Ama bir Nişantaşı için geçerli değil bu. Zaten karman çorman bir yer bana göre. Herhalde mecburiyet dışında gezmeye gitmişliğim yoktur. Varsa da hatırlamıyorum. Neyse işte, konu nerelere geldi. İşin özeti İstanbul'da trafik, kalabalık, saygısız insanlar gibi etkenler yüzünden farklı birşeyler yapasım gelmiyor hiç. Örneğin kaç haftadır Belgrad Ormanları'na gitmek istiyoruz ama gene keyif yaşamak adına yaptığımız bu girişim işkenceye dönüşür mü diye cesaret edemiyoruz. Zaten tüm haftanın vermiş olduğu bir yorgunluk var. Haliyle insan haftasonu dinlenmek istiyor. Bu tarz olası sıkıntıları tölere edebilecek enerji ve motivasyonda olduğumuz bir hafta denemek lazım. Baharın gelişiyle getirdiği o ekstra enerjiyle yapılabilir.

Sonuç olarak hayatın bu tekdüzeliği, koşturmacası, sürekli biryerlere, birşeylere yetişme telaşı gibi etkenler insanı başka arayışlara sürüklüyor. Bu aralar bu moddayım malesef. İstanbul dar geliyor. Ailecek taşınasım var. Tabi ülkenin durumunun da etkisi büyük bu modumda. Yarın ne olacağımız belli değil...

Dünya üzerinde zamanın daha yavaş aktığı; insanların daha mutlu olup; birbirlerine ve diğer canlılara saygıyla, hoşgörüyle yaklaştığı; huzurlu aynı zamanda eğlenceli; suçun olmadığı; çocukların güvenle büyüyebileceği,  harikalar diyarı tadında bir şehir var mıdır acep?






                                                                                                                 San Diego, Mission Bay (2009)